KOBİler İçin Cloud Computing

Türk KOBİ'leri için bulut bilişim ne anlama geliyor? CAPEX'ten OPEX'e geçiş, Google Apps, beta'daki Office 365, Dropbox, Salesforce ve Xero gibi servislerle bir KOBİ'nin BT altyapısı nasıl yeniden düşünülmeli? Riskler, fırsatlar ve Türkiye gerçekleri.

KOBİ’ler için bulut bilişim, son birkaç yılda kurumsal IT sözlüğünde belki de en sık tekrar eden iki kelime. Buna rağmen Türkiye’de bir KOBİ sahibiyle bu konuyu konuştuğumda iki tepkiden birini alıyorum: ya “biz daha bir muhasebe yazılımı seçemedik, bulut çok lüks bizim için” ya da “evet bizim de bir buluta geçmemiz lazım, nereden başlayalım?” Bu yazıda Türkiye’deki KOBİ gerçeğini merkeze alarak, bulut bilişimin sahiden hangi alanlarda kullanılabileceğini, hangi servislerin işinize yarayacağını ve nelere dikkat etmeniz gerektiğini somut anlatmaya çalışacağım.

Önce zihinsel modeli değiştirelim: CAPEX’ten OPEX’e

KOBİ’lerde BT yatırımı geleneksel olarak şöyle işliyor: bir yıl bütçeden büyük bir kalem ayrılıyor, sunucu/lisans/yazılım alınıyor, üç-beş yıl kullanılıyor, amortismana yazılıyor, sonra tekrar büyük bir kalem yatırım. Bu, CAPEX (capital expenditure) modelidir. Tek seferde büyük yatırım, uzun vadeli amortisman.

Bulut bilişim bu zihni tersine çeviriyor. Sunucu satın almıyorsunuz, sunucu kiralıyorsunuz. Yazılım lisansı satın almıyorsunuz, kullanıcı başına aylık aboneliğe geçiyorsunuz. Bu, OPEX (operating expenditure) modelidir: küçük ama düzenli ödemeler, ihtiyaca göre yukarı-aşağı esneme.

KOBİ’ler için OPEX modelinin üç pratik avantajı var:

  1. Düşük giriş bariyeri. 50.000 TL’lik sunucu yatırımı yerine ayda 600 TL’lik bir abonelik.
  2. Esneklik. İşler büyürse kullanıcı sayısını artırırsın, küçülürse azaltırsın. Kullanılmayan kapasiteye para yatırmazsın.
  3. Operasyonel sadelik. Sunucu, yedekleme, güvenlik yaması, antivirüs, donanım arızası, bunların hiçbiri sizin sorununuz değil.

Tabii her artının bir eksisi var. OPEX modeli uzun vadede toplam maliyet (TCO) olarak her zaman daha ucuz değil; ama nakit akışı açısından çok daha rahat ve KOBİ’lerin nakit akışı zaten en zorlandıkları konu.

KOBİ’ler için hangi servisler neyi çözer?

1. E-posta ve doküman: Google Apps for Business veya Office 365

Türk KOBİ’lerinin BT yöneticilerine bir tablo sunsam, alın en üstüne yazacağı kalem büyük ihtimalle “düzgün bir e-posta sistemi” olur. Hâlâ pek çok KOBİ Yahoo Mail ve Gmail’in ücretsiz hesaplarıyla iş yürütüyor; firma kimliği ile çelişen e-posta adresleri, kayıp ek dosyalar, mobilde sürekli senkronizasyon sorunları.

Bu noktada iki seçenek var:

  • Google Apps for Business: Kullanıcı başına ayda 5 USD (veya yıllık 50 USD). Kurumun kendi domain’i altında reklamsız Gmail, 25 GB posta kutusu, Calendar, Docs, mobil senkronizasyon. Kuruluş yaklaşık iki gün içinde tamamlanır. 50 kişilik bir KOBİ için aylık ~250 USD, yani aylık 400 TL civarında bir maliyet. Aynı kapasiteyi Exchange ile şirket içinde kurmaya kalkarsanız sadece donanım+lisans için 80-100 bin TL’lik bir başlangıç yatırımı gerekir.
  • Microsoft Office 365 (beta): Microsoft 19 Ekim’de duyurdu, lansman 2011 ortasında. Small Business planı kullanıcı başına ayda yaklaşık 6 USD, Exchange Online + SharePoint Online + Lync Online + Office Web Apps dahil. Mevcut Outlook ve Office kullanıcılarınız için en az kesintili geçiş yolu bu olacak. Türkiye’de Microsoft’un mevcut yoğun kanal ortağı ağı, lansman sonrasında satış konusunda Google’a karşı önemli bir avantaj.

İkisi arasında seçim çoğunlukla mevcut kullanım alışkanlığına bağlı: Outlook kullanıcıları için Office 365, web tarayıcısından çalışmaya alışkın daha genç ekipler için Google Apps daha doğal hissediyor.

2. Dosya paylaşımı: Dropbox

Dropbox, KOBİ’lerin bilmesi gereken en faydalı küçük servislerden biri. 2 GB ücretsiz, üst tiyerleri çok uygun fiyatlı. Bilgisayarınızdaki bir klasörü ekibinizin diğer üyeleriyle senkronize hale getiriyor: dosyalar her cihazda otomatik güncel, eski sürümler 30 gün boyunca geri alınabiliyor. “Dosya sunucusu lazım mı bize?” sorusunun 10 kişiye kadar olan ekipler için cevabı genellikle hayır, Dropbox yeter.

3. Muhasebe: Xero, FreshBooks (yurt dışı), yerel bulut sağlayıcıları

Bulut tabanlı muhasebe yazılımları yurt dışında patlama yaşıyor. Xero (Yeni Zelanda), FreshBooks (Kanada), QuickBooks Online (Intuit) bu cephenin yıldızları. Maalesef Türk vergi mevzuatı ve e-fatura/e-defter altyapısı henüz bu sistemlere doğrudan oturmuyor; o yüzden Türkiye’de yerli yazılım evlerinin (Logo, Mikro, Netsis gibi) bulut sürümlerini sunmaya başlamasını beklemek zorundayız. Logo’nun Software-as-a-Service modelinde ilerlediği biliniyor; gelişmeleri takip etmek lazım.

4. Müşteri ilişkileri yönetimi: Salesforce

CRM tarafında Salesforce, “yıllık X TL’lik CRM yazılımına ihtiyacımız var mı?” sorusunu sektörde tamamen değiştirdi. Kullanıcı başına ayda 25 USD’den başlayan tiyerleriyle, 1999’dan beri “no software” sloganıyla kurumsal yazılım pazarına meydan okuyor. Türkiye’de hâlâ kurumsal CRM denince akla yerel yazılım gelse de, son birkaç yılda Salesforce kullanan KOBİ’lerin sayısının arttığını görüyorum.

5. İletişim ve toplantı: Skype, GoToMeeting

Şubeler arası ve müşteriyle yapılan toplantılar için Skype (artık kurumsal sürümleri de var) ve GoToMeeting/WebEx gibi servisler, klasik konferans çağrı sistemlerine ihtiyacı tamamen ortadan kaldırıyor.

6. Web sitesi barındırma ve uygulamalar: Sanal sunucu kiralama

Eğer KOBİ’nizin kendine ait web uygulamaları varsa (e-ticaret sitesi, müşteri portalı, intranet), Amazon EC2 veya Türkiye’de Terremark gibi sağlayıcılar üzerinden saatlik faturalandırmaya tabi sanal sunucular kiralayabilirsiniz. Web sitenizin trafiği aylık dağılım göstermiyorsa (örneğin kampanya dönemlerinde 10 kat yükseliyorsa), bulut bu işe biçilmiş kaftan.

Riskler, gerçekten konuşmamız gerekenler

Bulut bilişim her derde deva değil. Türk KOBİ’lerinin bilmesi gereken üç gerçek risk var:

1. İnternet bağımlılığı

Bulut tabanlı çalışmaya geçtiğinizde internet bağlantınızın stabilitesi artık operasyonun stabilitesi demek. Türkiye’de TÜİK verilerine göre 2010’da hanelerin internet erişim oranı %41 civarında, ADSL hızları büyük şehirler dışında hâlâ düşük, kesintiler sık. Bir KOBİ buluta tam geçmeden önce mutlaka iki ayrı operatörden iki ayrı internet hattı alıp ofise yedekli bağlantı kurmalı. Maliyet az; sigortası çok.

2. Vendor lock-in (sağlayıcı bağımlılığı)

Verilerinizi bir sağlayıcının formatlarına ve API’lerine bağlandıktan sonra başka bir sağlayıcıya taşımak teorik olarak mümkün, pratikte zor. Sözleşmeleri okurken veri taşıma (data portability) maddelerine, çıkış sürecine, fiyatlandırmanın yıldan yıla nasıl değişeceğine bakmak şart. Özellikle SaaS uygulamalarında (CRM, muhasebe) veri formatları her zaman standart değil.

3. Veri güvenliği ve veri konumu

KOBİ’niz müşteri verisi tutuyorsa (özellikle kişisel veriler, kredi kartı bilgileri), bu verinin nerede tutulduğu önemli. Türkiye’de henüz Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yok, ama 2008’den beri taslakları konuşuluyor ve önümüzdeki birkaç yıl içinde çıkması bekleniyor. AB’de GDPR benzeri düzenlemelere uyum söz konusu olduğunda, “verim Dublin’de mi, Singapur’da mı, Frankfurt’ta mı?” sorusu somut bir hukuki soru haline geliyor. Kart bilgileri için PCI-DSS uyumu zaten ayrı bir hassasiyet.

Türkiye gerçekleri: bulut için yeterli olgunlukta mıyız?

Birkaç soğuk gerçek:

  • Geniş bant penetrasyonu hâlâ düşük. %40-45 aralığındaki hane penetrasyonu, AB ortalamasının altında. Kırsalda durum çok daha kötü.
  • Kanal ortağı ekosistemi gelişiyor. Microsoft, Google ve Salesforce’un Türkiye’deki kanal ortakları son iki yılda görünür biçimde büyüdü.
  • TL faturalama eksikliği. Çoğu uluslararası bulut servisi USD/EUR cinsinden fatura kesiyor; kur riski ve KDV/stopaj operasyonel bir baş ağrısı.
  • Yerli sağlayıcılar uyanıyor. Türk Telekom, Vodafone ve Turkcell gibi büyük operatörler ile Terremark, IBM gibi uluslararası oyuncular Türkiye’de veri merkezi yatırımlarına başladı. Bu yatırımlar olgunlaştıkça yerel bulut servislerinin sayısı artacak.

Nereden başlamalı? Pratik bir yol haritası

KOBİ sahibine 30 saniyelik bir yol haritası vermem gerekse:

  1. E-postayı bulutla taşıyın (Google Apps for Business veya Office 365 lansmanını bekleyin).
  2. Dosya paylaşımına Dropbox veya benzeri çözüm getirin. Ofiste fiziksel dosya sunucusu kurmaktan kaçının.
  3. İnternet hattınızı yedekleyin. İki farklı operatörden iki bağlantı.
  4. Bir CRM seçin, kullanıcı sayınız az ise Salesforce’un Group sürümü, küçük ekipler için yeterli.
  5. Yedeklemeyi otomatikleştirin. En çok kaybetmek istemeyeceğiniz veri ne ise onu önce buluta yedekleyin.
  6. Tek sağlayıcıya kilitlenmeyin. Kritik verilerin bir kopyasını başka bir konumda tutun.

Sonuç

Bulut bilişim, KOBİ’ler için “rekabet avantajı” sloganından çok daha somut bir değişimi temsil ediyor: BT’yi büyük şirketlerin oyuncağı olmaktan çıkarıp herkesin erişebileceği bir kamu hizmetine yaklaştırıyor. 50 kişilik bir Türk firması bugün, on yıl önce sadece çok uluslu şirketlerin sahip olabileceği e-posta, doküman, CRM ve veri analizi yeteneklerine ulaşabiliyor, üstelik ayda birkaç bin liralık abonelikle.

Tabii bu, körü körüne her servise koşmak demek değil. Hangi süreçte buluta geçilmesi gerektiğine, hangisinin lokal kalması gerektiğine her KOBİ kendi iş profilini değerlendirerek karar vermeli. Ama “buluta hiç bakmadık” demek, 2011’den itibaren artık kabul edilebilir bir tutum olmayacak. Önümüzdeki yıl, hem yerli hem yabancı sağlayıcıların Türk KOBİ’lerine yönelik tekliflerinin hızla çoğaldığını göreceğiz. Hazırlıklı olmakta fayda var.